Mustafa Kemal başkanlığında temsil heyeti üyeleri ve komutanlar arasında ileriye yönelik alınması gerekli kararlar ve Kurtuluş Savaşı’nın parasal kaynaklarıyla ilgili olarak 16-30.11.1919 tarihlerinde yapılan gizli görüşme tutanaklarından
Başkan: Bir noktada toplamak istiyorum: Söz konusu olan sorun, Milli Meclisin nerede toplanacağıdır. Şu tarihî ve çetin anların mahiyeti ve güçlükleri dikkatle göz önüne alınınca ve İstanbul’un tasvir edilen tehlikeli şartları da düşünülünce, Milli Meclisin Hilâfet merkezinde toplanarak görevini yerine getirmesinin mümkün olmayacağı anlaşılıyor. Şu halde Milli Meclisin her türlü güvenlik şartlarını taşıyan bir yerde toplanması gerekir. Ancak Padişah, Hükümet, Âyan ve bütün İstanbul çevresi buna karşı çıktığına göre, dışarıda toplanamaz. Yalnız Padişah ve hükümet buna razı olsalardı, sakıncaları bir dereceye kadar azalırdı. Ötekilerin pek önemi yoktu. Binaenaleyh toplanma yerinin İstanbul olmasında kesin zorunluluk vardır. Ama bu şartlar içinde toplanacak Milli Meclis, üzerine alacağı hayati görevleri yerine getirmeye devam edebilecek mi, edemeyecek mi? Bir takım belirtilere göre denilebilir ki, bir şartla devam eder. O da, neticeye kadar, İtilâf Devletlerinin görüşlerini aynen kabul etmek... Fakat acaba bu görüş ve şartlar ne olabilir? Bunlar, iç ve dış hayatımızla bağımsızlığımızı mahfuz bulundurmak noktasında toplanırsa çok iyi... Fakat hiç sanmıyorum. Meclisin kabul edemeyeceği şartlar ileri sürülecektir. Buna göre Milli Meclisin iki türlü hareketi olur: Birincisi, bu ağır şartları kabul eder, ikincisi de şartları çok ağır bularak haksızlığı kabul etmez. Böyle bir tutum karşısında uğranılacak muamele, ya meclis dağıtılır, ya İngilizler tarafından götürülür, ya da Kars ve sair malûm misallere uygun olarak, Mebusan Meclisini ortadan kaldırmak suretiyle büyük bir darbe vurabilir. Binaenaleyh bu Milli Meclise bel bağlamamak gerekir. Böyle bir toplantının gerçek ulusal amaçlara uygun milli bir toplantı olmayacağı tabiidir. İşte buradan “Milli Toplantı”ya intikal edilmiş olur. Dışarıda, fakat milletin bütün mukadderatını ..... bir “Milli Heyet” tasavvur edelim. O halde Milli Meclisin toplanmasından vazgeçelim. Tasavvur olunan Milli Heyet, Mebusan Meclisi değildir, bu bir kongredir, bir “Assemblee Nationale”dir.
Bu heyet yürütme yetkisini üzerine almayacaktır. Sadece Merkezi Hükümeti karar alma hususunda uyarsın. Hükümet de, memleketin mukadderatı hakkında ileri sürülen şartları, bu uyarılara göre, kabul veya reddetsin. Ama bu da şüphelidir. Çünkü bütün mebusların aynı inancı taşımaları gerekir. Böyle olursa, İstanbul’un güvensizliğinden bahsederek, tam bir güvenlik sağlanıncaya kadar dışarıda toplanılacağını söyleyebilirler. Fakat, mebusların büyük çoğunluğu buna muvafakat etmediği takdirde bu da olamaz. Birisi dışarıda “Assemblee”, öteki İstanbul’da “Milli Meclis” halinde iki temsil organı meydana gelir ki, bunlardan biri onaylanmış, diğeri onaylanmamıştır. Şu hale göre diğerinin durumu imkânsız görülüyor. Bir an için imkân olduğunu kabul ve tasavvur edelim. O zaman da Merkezi Hükümet ve yabancılar kabul etmeyeceklerdir. Hükümetle bunun arasında kavgalar çıkacaktır. Hangi taraf galip gelirse, o taraf duruma hakim olacaktır.
Bu bakımdan bütün dahili kuvvetleri ve yürütme yetkisini eline alması lâzımdır, yani “Assemblee Constituante” = “Kurucu Meclis” haline gelmesi gerekir. Toplanmış olan meclis, daha birtakım memleket eşraf ve ayanının çağırılmasıyla bu hale gelebilir. Önce ”Assemblee Nationale”, sonra da “Constituante” da imkânsızdır, vasıtalar şartlara bağlıdır. Bugün için bile bu tarzda kabulü, bir dereceye kadar kanuna aykırı olacaktır. O halde Milli Meclisin İstanbul’da toplanması zorunludur. Bu meclisin görevini yapmaması ve yapmadığına göre de, bizce alınabilecek tedbir ve tertibat kalkıyor. Evet Milli Meclis, ister istemez, ancak İstanbul’da toplanabilecektir. Bu tedbir ve tertibata dair şimdiden ne yapmak zorundayız? (Tutanakta boşluklar ve tümce düşüklükleri var.)
(Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S. 69, Haziran 1973; Zikreden: Sadi Borak, Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri, İstanbul 1997, s. 36-37)