Hukuk devrimi sırasında, Atatürk’ün Mahmut Esat Bozkurt’la(*) görüşmelerinden

 

“Görülüyor ki hukukta batılaşma isteği memleketimizde Cumhuriyet döneminde ortaya atılmış değildir. Bunu Atatürk şöylece açıklar : “Türk Milletinin çağdaş uygarlığın araçlarından yararlanmak için, aralıksız üç yüz seneden beri sarf ettiği gayretlerin ne kadar elemli ve ızdıraplı engeller karşısında heba olduğunu üzüntü ile göz önüne alarak söylüyorum”. O halde batılılaşma akımı Atatürk’ten evvel de vardı. Fakat bu akım, karşısındaki direnci yenemiyordu.

Ali Paşa’dan sonraki hamleyi Mahmut Esat Bozkurt’un başarılı çabası temsil etmektedir. Ortaya atılan ilk fikir, Fıkıh esaslarına değil, Batı hukuku anlayışına uygun, fakat belli bir kanunu almak şeklinde olmayan, batı hukukunun esaslarına bağlı, yeni metinler hazırlamak idi. Fakat kurulan komisyon bir türlü sonuca varamıyordu. Hatta bu komisyonda geriye dönüşün eğilimi seziliyordu. Bu durumda kesin bir karar verilmesi, son sözün Atatürk tarafından söylenmesi gerekiyordu. Konuyu Bozkurt, Atatürk’e arz etti ve ana kanunlarımızın batının ün kazanmış kanunlarının iktibası şeklinde olması lüzumunu belirtti. Atatürk şunu sordu: Bu kanunları uygulayacak hukukçularımız var mı? Bozkurt, hiç düşünmeden şu cevabı verdi: Yetiştireceğim.

Bu konuşmadan sonra Atatürk 28 Şubat 1924 tarihinde Büyük Millet Meclisinde verdiği demeçte “yeni hukuk esasları” ndan söz etti ve şunları söyledi: “Önemli olan nokta, adli anlayışımızı, adli kanunlarımızı, adli teşkilâtımızı, bizi şimdiye kadar bilinçli veya bilinçsiz etki altında bırakan çağın gereklerine uygun olmayan bağlardan kurtarmaktır”.

Bu suretle fikirce hazırlık başlamıştı. Mahmut Esat Bozkurt fıkıhın son dönem uygulamalarının tutuculuğunu, sakıncalarını belirten konuşmalar yapıyordu. “Ankara Hukuk Mektebi” nin açılışında Atatürk’ün

konuşmasına, Bozkurt’un verdiği cevapta şunları söylediği görülmektedir: “Fıkıh ve fıkıhla ilgilenenler, tarihin en büyük aşamalarında zorbalık ve bozgunların gerekçesi ve nedeni oldular”. Şöyle devam etti “… Cumhuriyetin Türk Adliyecileri bu çerçevede devrimin kendilerine yüklediği geniş ve engin görevin ağırlığını kavramışlardır. Bunun gereklerini yapmaya hazırdırlar. Devrim için hazır olmak ve onu savunmak rolü Türk Adliyecisinin yegâne övünme nedenidir. Devrimler, insanlığı mutluluğa götüren araçlardır. Karşı koyanların sonu mutlak bir hüsrandır”.

Atatürk ile Mahmut Esat Bozkurt arasında tam bir inanç birliği vardı. Atatürk “zihniyeti, içtimai hayatın temeli olan yeni hukuk esaslarını tesbit ve teyit etmek çaresine tevessül eylemek” direktifini verdi ve inançlı uygulayıcısı Bozkurt’u görevlendirdi.

Atatürk bir nutkunda “Büsbütün yeni kanunlar yaparak eski hukuk esaslarını temelinden söküp atmak teşebbüsündeyiz” dedi ve ilerisini görerek şunları ilâve etti: “Yeni hukuk esasları ile abecesinden öğrenime başlayacak bir yeni hukuk neslini yetiştirmek lâzımdır”. “Ankara Hukuk Mektebi” nin açılması uygulamada ilk adım oldu. Bu mektep, Cumhuriyet döneminin ilk yüksek öğrenim kuruluşudur.

…… Lozan Anlaşmasının 15. Maddesine aykırı olarak uluslararası hukuk esaslarına aykırı hareket etmiş midir, eğer etmiş ise bu esaslar hangileridir?”. Adalet Divanı Türk Devletini haklı gördü. O halde bu dava pek çok deniz kazasından biri olmasına rağmen neden Türk Hukukunda büyük bir başarı sayılmaktadır? Nedenini Adalet Divanının 7 Eylül 1927 tarih ve 9 sayılı kararının sonuç kısmında yer alan cümlede bulabiliriz: “… Türkiye, söz konusu ceza uygulamasını, Devletler Hukukunun her bağımsız Devlete tanıdığı özgürlüğe güvenerek, yerine getirmekle… Devletler Hukuku prensiplerine aykırı hareket etmemiştir”. O halde konu, bugün bize pek olağan gözüken “Bağımsız Devlet” onurunun, Milletlerarası Yüksek bir Divan kararı ile, milli mücadeleden sonra ilk defa tescil ve kabul edilmiş olmasıdır. Mahmut Esat Bozkurt “Devletlerarası Hak” (Ankara, 1940) İsimli kitabının İnönü’ye ithaf kısmında şunları yazmıştı. “Lozan’daki zaferin anlamı, Türk Ulusunun modern uygar dünya ile eşit olmasıdır”.

Bozkurt’un Atatürk’ün direktifleri ile yepyeni bir hukukçu kuşağı yetiştirmiş olması, yaşımız ne olursa olsun, hepimizin bu kuşakta yer alması, biz hukukçular için ortak görev bağıdır. Atatürk’ün hukuk devriminden en ufak bir sapmaya göz yummak, büyük sorumlulukları gerektirir. Geriye dönüş isteklerine zaman zaman, rastlanmıştır. Bu isteklerin alında karanlık duygular yatar. Bu isteklerin bazıları korkunç denecek kadar sinsi ve kurnazdır.

Atatürk’ün şu sözlerinin hiç unutulmaması gerek: “Medeni Hukukta , Aile Hukukunda takip edeceğimiz yol ancak uygarlık yolu olacaktır” , “Hukukta idarei maslahat ve hurafelere bağlılık, milletleri uyanmaktan men eden ağır kâbustur. Türk milleti üzerinde kâbus bulunduramaz”.

(Erem, Faruk, Prof. Dr., 50. Yıl ve Mahmut Esat Bozkurt, Ankara, 1973; s. 5-7)