Atatürk’ün 1 Kasım 1926 tarihinde, TBMM II. Dönem 4.Yasama Yılını Açış Konuşması
“Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri,
Büyük Millet Meclisinin 8’inci çalışma yılına girerken, sayın üyeleri saygı ve sevgi ile selâmlarım. (Alkışlar) Bu yıl, soylu ulusumuzun lâyık olduğu uygar düzeydeki yerini alabilmesi için Büyük Meclisin, bir iki yıldan beri, onayladığı kanunların ve aldığı önlemlerin, genel yaşamımızda uygulamaları ile geçmiştir. Bu uygulamaların olumlu etkilerini ve belirtilerini sevinçle gözlemekteyiz.”
Aynı metinden:
“Genel reformlar içinde kabul buyurduğunuz medeni kanun, ceza ve ticaret kanunları uygulamaya konulurken, yargıçlarımızın gösterdiği çabaları ve uygun davranışları kutlarım. Kanunların, ulusun gerçek ihtiyaçlarına ve içten gelen isteklerine ne derece uygun olduğu ortaya çıkmıştır.
Sayın baylar, Türk ulusunun gelişmesine yüzyıllardan beri karşı koyan engelleri kaldırmak ve genel yaşamımıza çağdaş uygarlığın kanunlarını ve araçlarını getirmek için harcadığımız çabaların ulusun tümünün onayını almış olduğu kesindir. Aşırı isteklerini içinde gizleyen, ulusun esenliği yolunda tatmin edilmemiş görünenlerin son çırpınma girişimleri, milli irade karşısında her zaman yenilgiye uğramıştır. Ve uğrayacaktır. (Sürekli alkışlar)
Bu girişimlerin son belirtisi olarak ortaya çıkan suikast olayı, naçiz şahsımla olan ilişkisi dolayısıyla değil fakat, Türk ulusunun mert yapısına yaraşmaması ve ulusu temsil eden onurlu, yüksek bir görevi, saldırı yeri yapmayı düşünecek kadar soysuzlaşan gerici bir düşünce göstermesi yönüyle üzüntüye neden olmaktadır.
Ancak, sayıları pek az ve alçak bir toplulukla sınırlı kalan bu düşünceye karşı bütün ulusun candan gösterdiği nefret ve karşı koyma, Cumhuriyetin ve Büyük Millet Meclisi kuruluşunun millet önünde ne derece kutsal olduğunu kanıtlaması yönünden avunma ve övünme nedeni olmuştur. (Alkışlar)
Sayın üyeler, ulusumuzun yazgısına el koyduğundan beri, Büyük Millet Meclisinin ilkesi, sosyal topluluğumuzun kaybettiği yüzyılları zaman geçirmeden yerine koymak ve yöneldiği amaçlara güven ve huzurla varmak için durumun gerektirdiği önlemleri duraksamadan almak, uygulamaktır.”
Aynı metinden:
“Büyük Millet Meclisinin, son yıllarda çizdiği yönden, günden güne yapılan yanıltmalar ve karışıklıklarla ulusumuzu saptırmak isteyenlere karşı zorunlu olarak yürürlüğe koyduğu Takrir-i Sükûn Kanunu (Huzuru Koruma) bu prensibin eserlerindendir.
Bu kanunun, genel reformların iyi anlaşılması, olumlu biçimde uygulanması, genellikle huzur ve kararlılığın sağlanması ve devletin etki ve şerefinin yerleştirilmesi ve gerçekleştirilmesi konusunda ne derece faydalı olduğu açıktır. Takrir-i Sükûn Kanunu, uygunsuz davranışlara ve suiistimallere karşı koyacak basının özgürlüğünü asla kısıtlamadığı, bağlamadığı da herkesçe anlaşılmış olsa gerektir. Bu sınır içinde uygulanmakta olan Takrir-i Sükûn Kanununun ulusun hayatı için gerekli olan huzur ve güvenliğin yenileştirme ve reformların korunması ve sağlanması gibi önemli konular için, gerekli görülürse uygun bir süre daha yürürlükte kalması, Büyük Millet Meclisince göz önünde tutulmaya değer.
(Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. II, C. 27, S. 1; Behçet Kemal Çağlar, Atatürk’ün Söylevleri, TDK Yayını, Ankara, 1968, s. 167)